dokunmak - Vikisözlük (original) (raw)
- Heceleme: do‧kun‧mak
dokunmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi dokunur)
Adam, suya dokunuyor. (1)
Kadın, ata dokunuyor. (2)
- nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak; yordamlamak, temas etmek.
- Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk. - A. Haşim
- Birbirine veya bir şeye hafifçe değmek; ilmek.
- El sürmek, el sürüp arıştırmak.
- Bu kâğıtlara kimse dokunmasın.
- Alıp kullanmak, el sürmek.
- "Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu." - Nezihe Araz
- Sağlığını bozmak, rahatsızlanmasına sebep olmak, yaramamak.
- Bu yemek bana dokunur. Bu hava dokundu
- (duygular) İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek.
- Köyü bırakmak, anamı babamı bırakmak dokunurdu bana.
— Ümit KAFTANCIOĞLU, 2022, Altın Ekin, s. 17, Dinozor Genç
- Köyü bırakmak, anamı babamı bırakmak dokunurdu bana.
- değinmek.
- Eğitim konusuna dokunan bir yazı.
- Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak.
- (mecaz) Tedirgin etmek, rahatsız etmek; batmak.
- Dokuma işinin yapılması.
- Bu tezgâhlarda çok enfes halılar dokundu.
işin ucu birine dokunmak, ucu dokunmak, zülfü yâre dokunmak
çeviriler