yüksek - Vikisözlük (original) (raw)
yüksek (karşılaştırma daha yüksek, üstünlük en yüksek)
Heykeller, yüksek bir kaidenin üzerinde. (1)
Kamera, yürüyen adama göre daha yüksekte. (2)
Yüksek basınçlı bir suyla temizlik yapılıyor. (3)
Yüksek Seçim Kurulu (5)
- Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı.
- Mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı. - Ö. Seyfettin
- Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan; ali, mürtefi.
- Güçlü, şiddetli olan.
- Yüksek basınç.
- Etkili olan.
- Gönlünün matemiyle mağrur olan kimseye. Cihanın acep hangi sevinci yüksek gelir? - E. B. Koryürek
- Derece veya makamı bakımından üstün
- Yüksek kurul.
- Normal değerlerin üstünde olan.
- Türk milletinin karakteri yüksektir. - Atatürk
- (mecaz) erdemli.
- Vatana gözyaşı döktünse eğer. Varlığın bu yüksek gururu anlar. - E. B. Koryürek
- Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan.
- 'Yüksek sosyete.
yüksek (belirtme hâli **yüksek, çoğulu yüksekler)
(ad): Uçak, çok yükseklerden uçuyor. (1)
- Yukarıda, üst tarafta olan yer.
- Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu. - M. Ş. Esendal
- aksak eşekle yüksek dağa çıkılmaz
- alçak yerde yatma sel alır, yüksek yere yatma yel alır
- deveci ile görüşen kapısını yüksek açmalı
- yüksek dağın başı dumanlı olur
yükseklerde dolaşmak, yüksek oynamak, yüksek perdeden konuşmak, yüksekten almak, yüksekten atmak, yüksekten bakmak, yüksekten konuşmak, yüksekten uçmak
yüksek adrenalin, yüksek atlama, yüksek basınç, yüksek fırın, yüksek fiyat, yüksek gerilim, yüksek kan basıncı, yüksek lisans, yüksekokul, yükseköğrenim, yükseköğretim, yüksek ses, yüksek sosyete, yüksek tabaka, yüksek tahsil, yüksek teknoloji, yüksek yaylak, gözü yüksekte
ön ad
Türk Dil Kurumuna göre "yüksek" maddesi