yemek - Vikisözlük (original) (raw)

Osmanlı Türkçesi یمك‎ (yemek) sözcüğünden devralındı, o da Ana Türkçe *jē- (“yemek”, eylem) sözcüğünden, aşağıdaki köken 2'ye bakın.

yemek (belirtme hâli **yemek, çoğulu yemekler)

(ad):Ailedeki herkes yemek (1) için sofraya toplanmış. Masada çeşit çeşit yemek var (2). Muhtemelen bu bir akşam yemeği (3).

  1. karın doyurma, yemek yeme işi
    • Yemekten sonra gocuğuna sarar, yatırırdı beni. - Necati Cumalı
  2. (yemek içmek) yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek; ekmek, taam
    • Tencerenin kapağını kaldırdı, güzelce pişirdiği nohut yemeğinden iki üç kaşık koydu, mavi çinili tabağa.
      — Meliha YILDIRIM, 2024, Remil, s. 89, Alakarga Sanat Yayınları
  3. günün belli saatlerinde yenilen gıda
  4. misafirlere yiyecek verilerek yapılan ağırlama
    • Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu. - Fâlih Rıfkı Atay

yemek çıkarmak, yemek seçmek, yemek vermek, yemek yemek

yemekaltı, yemek borusu, yemek çizelgesi, yemek dolabı, yemek duası, yemekhane, yemek hizmeti, yemek listesi, yemek masası, yemek odası, yemek salonu, yemek tablası, yemek takımı, alaminüt yemek, ana yemek, başyemek, hazır yemek, seçmeli yemek, seçmesiz yemek, sulu yemek, akşam yemeği, ev yemeği, güveyi yemeği, iftar yemeği, kuşluk yemeği, orospu yemeği, öğle yemeği, ölü yemeği, sahur yemeği, tencere yemeği

yemek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yer)

Kedi, yemek yiyor (1)

Kadın, tırnaklarını yiyor (2)

Adamı sivrisinekler yemiş (3)

  1. ağızda çiğneyerek yutmak, taam etmek, yemek
    • Adam o kadar çabuk yiyor ki, hizmetçi ekmek yetiştiremiyor. - Burhan Felek
  2. aşındırmak, delmek, kemirmek, oymak
    • Neclâ, onun böyle kendinden geçercesine çalıştığını gördükçe üzüntüden tırnaklarını yiyor. - Hâldun Taner
  3. ısırmak
    • Sivrisinekler çocuğun kollarını yemiş.
  4. hoşa gitmeyen kötü bir vaziyete düşmek, tutulmak
    • Yalnız bir keresinde uyuyamayınca kendini yatakhaneden dışarı atmıştı da okulun nöbetçisi onu öyle dolanır görünce avcuna cetveli yemişti.
      — Elif Nur AYBAŞ, 2021, Çocukluk Ormanına Altı Olta, s. 50, Varlık Yayınları
  5. hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek
    • Haram yemek ne kötü şey.
    • Rüşvet yemeyi alışkanlık hâline getirmişlerdi.
  6. birine alacağını vermemek, ödememek
    • Bu adam yüz bin liramı yedi.
  7. bitirmek, harcamak, tüketmek
    • Mirası sen yedin, zahmeti ben çekiyorum diye latife ediyordu.M. Ş. Esendal
  8. gücünü kırmak, mahvetmek, perişan etmek
  9. (argo) kandırmak
    • "Bi an yedin ama kabul et" dedi, "ciddi ciddi evlenme teklif ettiğimi sandın.
      — Ayfer Tunç, 2018, Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, s. 308, Can Sanat Yayınları
  10. başkasının parasını harcamak
  1. harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek
  1. kanunî yoldan cezalandırılmak
  2. sürekli üzmek, tedirgin etmek

mirasyedi, otyiyenler, balyemez, etyemez, hüryemez, varyemez, karıncayiyen

isim

eylem