kulak - Vikisözlük (original) (raw)
Osmanlı Türkçesi قولاق (kulak) sözcüğünden devralındı
kulak (belirtme hâli **kulak, çoğulu kulaklar)
Kulak anatomisi (1)
İnsan kulağı (2)
- (anatomi) kulak kepçesi, işitme kanalı, kulak zarı, çekiç kemiği, örs, üzengi kemiği, kulak salyangozundan oluşan işitme organı
- Kulaklarımın uğultusu içinde, söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum. - H. C. Yalçın
- bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü
- Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu. - H. E. Adıvar
- (balıklar) balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri
- (tarım) saban kulağı
- (mimarlık) duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı
- (müzik) telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu
- (coğrafya) akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri
- (ses) seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği
- koltuk gibi mobilyaların kolçağı.
- Oturduğu berjer koltuğun kulaklarından birini başını dayamış, kollarını kucağında kavuşturmuş bir halde Zehra'nın yüzüne muzip bir masal anlatmışçasına, hastalıklı denebilecek bir bakışla bakıyor, Zehra'nın tepkisini görmek istiyordu.
— Murathan Mungan, 2011, Beşpeşe, s. 52, Metis Yayınları
- Oturduğu berjer koltuğun kulaklarından birini başını dayamış, kollarını kucağında kavuşturmuş bir halde Zehra'nın yüzüne muzip bir masal anlatmışçasına, hastalıklı denebilecek bir bakışla bakıyor, Zehra'nın tepkisini görmek istiyordu.
- (radyo) Radyo frekansını ayarlayan düğme
- Kalkıp radyonun yeşil kulağını çevirdi.
— Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, s. 44, Kanat Yayınları
- Musluğu açıp kapamaya yarayan düzenek
- Tahta oturakların üzerine çökmüş diğerleri, arabalardan aldıkları balonların büzük ağızlarını musluklara dayıyor ve metal kulakları çeviriyorlardı.
— Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, s. 48, Kanat Yayınları
- varlıklı Rus köylüsü
- kulaktozu, aslankulağı, ayıkulağı, denizkulağı, eşekkulağı, farekulağı, filkulağı, kuzukulağı, sıçankulağı, tavşankulağı
baca kulağı, deniz kulağı, devede kulak, dış kulak, göz kulak olmak, iç kulak, kepçe kulak, kulağı tıkalı, kulağını çınlatmak, kulağını çekmek, kulağına küpe olmak, kulağına kar suyu kaçmak, kulak altı bezi, kulak kabartmak, kulak kepçesi, kulak misafiri olmak, kulak tırmalamak, kulak misafiri olmak, kulak arkası etmek, kulak çivisi, kulak davulu, kulağı delik, kulak demiri, kulak dolgunluğu, kulak erimi, kulak kepçesi, kulak kulağa, kulak memesi, kulak misafiri, kulak salyangozu, kulak tıkacı, kulak tırmalayıcı, kulak zarı, kulakdavulu, kulakları dolmak, orta kulak, saban kulağı, sevincinden ağzı kulaklarına varmak
Vücut organı
Aiton dili: ꩭူ (huu)
Eski Türkçe: kulgak (otk) (kulgak), kulhak (otk) (kulhak), kulkak (otk) (kulkak)
Hintçe: कान (hi) (kān), कर्ण (hi) (karṇ), श्रुति (hi) (śruti)
Maranao dili: tangila
Şorca: қулақ
Türk Dil Kurumuna göre "kulak" maddesi
1799, Transactions of the American Philosophical Society - 4. cilt - Sayfa 495
1971, etimológiai szótár: - Sayfa 254
1981, Urwörter der Menschheit: eine Archäologie der Sprache - Sayfa 59
kulak
- (anatomi) kulak
- Etymological Dictionaries - Andras Rajki